İnsanlık Ölmesin

24 Kasım 2009 Salı

Havaların iyice soğudğu bu günlerde bazı imkanları çok kısıtlı insanları düşünmeden edemiyorm.çocuklarını sıcak bir göz odada tutmak için sokaklardan karton,kasa toplayan insanları görüyorm.Bu durum bizi üzüyor.Bazıları çok sıcakdan rahatsız olup doğal gazı kısarken,kimileride bir kaç saatlik ısınmayı ancak bu şekilde ssğlayabiliyor.Kış olunca fakir kesimin çilesi başlıyor böylece.kış kaloriferli sıcaktan camları buğulanmış camlarından
dışarda lapa lapa yağan karı izleyenler için çok güzel


olabilir.ama damı akan,sobasında yakacak bir odnu olmayan,yiyecek ekmek dahi bulamayanlar için ayrıca bir zulumdur.Hastalıklar da cabası.Bu anlamda iş sadece devlete değil bizlerede düşüyor diye düşünüyorm.Etrafımızda bu durumda olan insanlar var ise onlara imkanlarımız el verdiğince el uzatabilirsek, en azından bir kaç gece sıcak bir evde uymalarını sağyalabilirsek bile yeter diye düşünüyorm.etrafımızdaki bu insanlardan sıcak bir çorbayı esirgemeyelim.Ele ele verelim.Untmayalımki aynı durumda bizde olabilirdik.Allahın verdiğine şükür edip bize sağladığı az,çok imkanlardan başkalarını faydalandırarak ona şükürümüzü gösterelim. Unutmayalımki bir kap yemek verildiği zaman gözlerindeki parıltıyı saklayamayan insanlar bizim annemiz babamız,hatta biz bile olabiliriz.Bencil bir toplum
olmamalı,paylaşmayı bilmeliyiz.En önemlisi bunu isteyerek severek yapmalıyız.bu insanlar bizim.bazı insanlar tarafından hor görülen,dışlanan insanlar.Hepimiz bu toplmun bireyiyiz.Sadece kimilerimiz daha şanslı ,kimilerimiz ise doğuşdan şanssız.Bu yüzden bazı kesimlere seslenmek istiyorm.evinizde beslediğiniz o cins hayvanlra harcadığınız paranın,onlara verdiğiniz değerin hiç olmazsa yarısını bu insanlara harcarsanız.Bu dengesiz düzen bir nebze olsun düzelme yolunda epey yol kat edebilir.Bu insanlar bizim,onlara sahip çıkmakda bizim insanlık görevimizdir.yani insana insanca yaklaşmak olmalı felsefemiz.

| More

Yalnızlıkta Umudu Aradım

Karanlığın ürpertici sesizliği hüküm sürüyordu odamın her duvarında ,bazen köpek uğultuları bunu bozmaya kalkışsada ne çare yalnızlığıma eşlik edecek kimse gelmiyordu yanıma, güneşi bekler 
 
gözlerim bir umut bir çare diye ama ne çare bir kere dahi kırpılmayan gözlerim yorgunluğa boyun eğmiştir.Sabahın tan vaktinde uyandığımda yine yapayalnız ben , sokak lambalarının altındaki köpeklerin uğultusu ve içimde dünden kalan bir UMUT.

| More

Bir Umut Gibi Düşledim Seni

Bir Umut Gibi Düşledim Seni
Güzün kuru yapraklar, baharda papatyalar gibi
Ölümde Azrail gibi düşledim seni
Ufukta güneş, kuru ayazda sıcak gibi
Bir umut gibi düşledim seni

Gece karanlığında ışık, kamer gibi
Sinemdeki kalp gibi düşledim seni
Yarama merhem , kirli bedenime yağmur gibi
Bir umut gibi düşledim seni
Aşk gibi, sevgi gibi, ümit gibi, can gibi
Gözümdeki yaş, bağrımdaki yara gibi düşledim seni
Maşuka kavuşma, vuslat gibi
Bir ölüm, bir yaşam gibi düşledim seni?

| More

UMUT YOLCULUĞU

Umuda yolculuk ederken ümitlendim
Yeni bir filiz açtı kapanmayan yaranın üzerine
Oysa ki anladım geç kalınmışlığı sevda trenine
Ben bekleme salonundaki yedek yolcu
Vagondakiyse eski tarihli bir biletli
Yanlış kapılardan, çıkmaz yoldan girilmişti

Düşülen umutsuzluğa
Koparmak gerekliydi yeşermeden
Henüz acı tohumları daha derine inmeden
Ne yazık ki engel olunmuyor kalacak izlere
Hasar nadasa bırakılan eşelenmiş kalbin üzerinde...

| More

Minyatür Duygular

18 Kasım 2009 Çarşamba

İçerlek bir resim çizmiştik geleceğe,
Derinlikleri ayıklamıştık yanlışa düşmemek için;
Akşamın esmerliğini,
Erguvanların kokusunu,
Aşı boyalı duvarların yıpranmış öykülerini,
Sözünün eri kalemlere bağışlamıştık.
Fotoğraf yüzeylerine sinsice kaykılan
Yansı sihirbazı kolpalıkları,
Gözlerini yalandan sakınmayan
Çala fırçalı ressamlara bırakmıştık.

| More

Kırgınlık Üzerine

bu kadar uzak durma
bak
yitip gitti güneş
tüm sıcaklığıyla
şimdi
bir rüzgar esiyor derinden
iliklerime kadar işliyor sesi rüzgarın,
titretiyor düşüncelerimi
taraçamda yok ki saklanayım
kiremit yüklü çatısının altına
bu yalnızlık
götürür beni cenneti alaya

| More

Mutluluk Üzerine

15 Kasım 2009 Pazar

Geçmiş zamanlarda bir ülkede büyük, şatafatlı bir sarayda çok meşhur bir bilge yaşarmış. Herkes üstesinden gelemediği sorunların çözümünde onun yardımına başvururmuş. Bilge çok tecrübeli, bilgili ve insanlara yardım etmeyi çok seven bir insanmış. Günün birinde bir genç gelmiş saraya. Bilge ile görüşmek istediğini, ona soracağı çok önemli bir soru olduğunu söylemiş. Kendisinden önce gelen insanları bir süre bekledikten sonra alınmış huzura. O çok meşhur bilge insan bütün heybetiyle karşısındadır artık. Saygıyla selamlamış önce, sonra titrek bir sesle sormuş; Bana mutluluğun sırrını anlatabilir misiniz?

Bilge dikkatle süzmüş adamı.
-- "Demek mutluluğun sırrını merak ediyorsun. Peki anlatacağım fakat şimdi değil, şu an çok meşgulüm istersen sen sarayımı gez sonra gel sana sorunun cevabını vereyim." demiş. Ayrıca ona bir kaşık vermiş ve içine de iki damla yağ damlatmış. Sarayı gezerken bu kaşık da yanında olacak, ama dikkat et sakın içindeki yağı dökme demiş. İki saat sonra dönmek üzere ayrılmış adam.
Saray inanılmaz derecede güzelmiş, fakat adam kaşıktaki yağı dökmemek için hep kaşığına bakarak yürüyormuş. Dolayısıyla saray gezintisinden fazla bir keyif alamamış. Hiç bir ayrıntıya dikkat edememiş. Zaman dolunca tekrar çıkmış bilge adamın huzuruna. Yüzünde bir tebessüm ve içinde yağı dökmemiş olmanın verdiği rahatlıkla "Bakın efendim yağı dökmeden döndüm" demiş. Bilge gülümseyerek sormuş "Anlat bakalım nasıl buldun sarayımı?" adam birden afallamış, yağa dikkat etmekten sarayı unutmuş hiçbir şeye dikkat etmemiş. Bilge adam durumu anlamış ve ona tekrar giderek her yere iyice bakmasını söylemiş. Adam elinde kaşığı tekrar çıkmış sarayı gezmeye...
Bu sefer her şeye daha dikkatli bakmış. Hayatında görmediği güzelliklere şahit olmuş. Kolonlar, işlemeler, altın yaldızlar, mücevherler, parşömenler, kütüphanedeki el yazması eserler ve işlemeli kapakları, birbirinden güzel süs eşyaları... Her şey mükemmelmiş. İki saat sonra saraya hayran kalmış olarak dönmüş bilgenin huzuruna.
Anlat bakalım demiş bilge. Adam başlamış heyecanlı heyecanlı anlatmaya. Hayran kaldığı her halinden belliymiş. Daha sonra bilgenin gülümsediğini fark etmiş. Kısa bir sessizliğin ardından elindeki kaşığa baktığını fark etmiş...
Bir de baksın ki ne görsün. Kaşıktaki yağ tamamen dökülmüş. Etrafa bakmakta onu tamamen unutmuş. Mahcup gözlerle bakmış bilge adamın yüzüne.
İşte evlat demiş bilge adam gülümseyerek. Mutluluğun sırrını merak ediyordun. Söyleyeyim;
"Mutluluğun sırrı dünyadaki bütün güzellikleri yaşamak fakat kaşığındaki iki damla yağı da dökmemektir."

| More

Google Reklamları